Sokrates: Cihan, az önce sayılar üzerinden tuhaf bir şey söyledin. Bir’i, iki’yi ve üç’ü… Fakat bunların adet değil, tür olduğunu iddia ettin. Ne demek istiyorsun?

Cihan: Şöyle düşün Sokrates. Bir başlangıçtır. İkinci vuruş geldiğinde bir şey ortaya çıkar. Ama asıl mesele üçüncüdür: bağ, bağlam, mana. İki olmadan üç de olmaz.

Liva: Yani dört, beş, altı gibi çoğalan sayılar değil mi bunlar?

Cihan: Hayır, mesele adet değil. Tür gibi. Matematik diliyle söylersek boyut gibi. İki nokta varsa ve ayrılabiliyorsa, aralarında zorunlu olarak bir çizgi doğar. İki nokta bir çizgiyi gerektirir.

Sokrates: Demek ki iki nokta yalnızca iki nokta değildir; aynı zamanda çizginin imkânıdır?

Cihan: Evet. Hatta çizgi zorunlu olarak doğar. Yoksa üst üste sonsuz nokta ile tek nokta arasında fark olmazdı. Ayrım varsa, boyut vardır; boyut varsa çizgi vardır. O da üçüncü şeydir.

Liva: O halde üçüncü, iki’nin toplamı değil; iki arasındaki ilişkidir?

Cihan: Tam olarak öyle. Üç, bağdır. Mana oradadır.

Sokrates: Peki bunu insanlara uygularsak?

Cihan: İki insan düşün. Eğer aralarında ilişki yoksa, sadece bir yığındırlar. Ama komşuluk, dostluk ya da sevgi varsa, o zaman üçüncü bir şey doğar: arkadaşlık, evlilik, ebeveynlik… Mana o bağdadır. İki kişinin kendisinde değil.

Sokrates: Yani diyorsun ki, çoğu insan yalnızca iki bedeni görür; fakat aralarındaki görünmez varlığı görmez?

Cihan: Evet. Maneviyatı olmayan kişi iki insan görür. Ama aslında arada bağımsız bir varlık vardır: bağın kendisi.

Sokrates: O halde senin için gerçeklik yalnızca maddi tözlerden ibaret değildir. İlişki de bir varlıktır.

Cihan: Evet. Hatta bir manifesto ya da sözleşme ile bağ kurduğumuzda, o bağ bir ad kazanır. Yoksa dört bağımsız geliştirici olurduk; ama sözleşmeyle bir “şirket” oluruz. Şirket dediğimiz şey, o üçüncü varlıktır.

Sokrates (gülümseyerek): Demek ki sen diyorsun ki, iki’den üç doğar; fakat üç, iki’nin toplamı değil, iki’nin arasındaki zorunlu boyuttur.

Cihan: Evet, tam olarak budur.

Gerçek sohbetten mülhem bir ChatGPT düzenlemesidir